İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar, ‘5. İstanbul Uluslararası Su Forumu’na katıldı.
05 Mayıs 2026
İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar, ‘5. İstanbul Uluslararası Su Forumu’na katıldı.
Bu yıl, ‘Su Dirençliliğini Güçlendirmek: İnovasyondan Eyleme’ ana temasıyla düzenlenecek forum kapsamında, küresel iklim değişikliği ışığında su yönetimi konusunda sürdürülebilir politikalar geliştirilmesine yönelik yeni yaklaşımlar ele alınacak.
Tarım ve Orman Bakanlığı ev sahipliğinde düzenlenen ve dünyanın çeşitli ülkelerinden bakan düzeyinde katılımın olduğu forum; BM’ye bağlı kuruluşlar, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü, İslam İşbirliği Teşkilatı, Dünya bankası gibi uluslararası kuruluşların katıldığı Türkiye’nin su yönetimi konusundaki en prestijli etkinliklerinden biri olarak görülüyor.
İki gün sürecek forumun ilk gününde konuşan İklim Değişikliği Başkanı Hasar, iklim krizinin en somut yüzünün su olduğunu belirterek, kasım ayında Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek olan COP31’in bu anlamda da tarihi bir fırsat olduğunu kaydetti.
İklim krizinin artık geleceğe ait bir sik olmaktan çıktığını, çağımızın somut gerçekliği olduğunu ve bu gerçekliğin de suyun kadim ve hayati olan varlığında tezahür ettiğini belirten Başkan Hasar, konuşmasında şu hususların altını çizdi;
İklim Krizinin Somut Yüzü: Su
İklim değişikliği artık geleceğe ait bir risk olmaktan çıkmış, çağımızın en acil ve somut gerçekliklerinden biri haline gelmiştir. Bu gerçeklik hiçbir yerde, suyun kadim ve hayati varlığında olduğu kadar net bir biçimde tezahür etmemektedir. En sıcak yıl olarak kayıtlara geçen 2024, iklim değişikliğinin hızlandığını ve derinleştiğini açıkça gözler önüne sermiştir. Dünya Meteoroloji Örgütü verilerine göre, küresel ortalama sıcaklıklar sanayi öncesi dönemin yaklaşık 1,5°C üzerine yaklaşmaktadır. Bu durum, iklim etkileri ile mevcut müdahale kapasitesi arasındaki uyum açığının hızla genişlediğine işaret etmektedir. Bilhassa su döngüsündeki bozulmalar, yağış rejimlerini giderek daha istikrarsız hale getirirken, uzun süreli kuraklıklar daha sık ve şiddetli yaşanmaktadır.
“Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ı, su kıtlığı yaşanan bölgelerde yaşıyor”
BM raporlarına göre, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40'ı halihazırda su kıtlığı yaşanan bölgelerde yaşıyor. Bu durum, 700 milyonu aşkın insanın ciddi su kıtlığı riskleriyle karşı karşıya kaldığı bir dünyaya işaret etmektedir. Dolayısıyla su, artık yalnızca bir doğal kaynak olarak değil, iklim değişikliğinin merkezinde yer alan stratejik bir güvenlik ve dirençlilik meselesi olarak idrak edilmelidir.
“COP31, ‘Uygulama COP'u’ olarak bir dönüm noktasını temsil edecektir”
Bu yıl Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek olan COP31, yalnızca bir müzakere platformu olmayacaktır. Politikalar ile sahadaki gerçeklikler ve taahhütler ile somut çıktılar arasındaki bağlantıyı güçlendiren Uygulama COP'u olarak bir dönüm noktasını temsil edecektir. COP31 önemini, sözlerin eyleme dönüştüğü, ihtiyaçların pratik karşılıklar bulduğu ve çözümlerin etkin bir biçimde sunulduğu bir COP olarak geleceği şekillendirme kapasitesinden almaktadır. Aynı zamanda, en değerli hedeflerimizden biri, COP31’in, farklı öncelikleri olan ülkeleri ortak hedefler etrafında bir araya getiren, güven inşa eden ve ortaklıkları derinleştiren, köprüler kuran bir COP olarak hatırlanmasıdır. Dolayısıyla Antalya'da gerçekleştirilecek olan zirve, salt kararların alındığı bir mekân olarak değil, bu kararların gerçek ve ölçülebilir bir etki yarattığı küresel bir dönüşüm platformu olarak hizmet edecektir.
“Taahhütlerden uygulamaya, söylemden eyleme geçme vakti gelmiştir”
Artan kuraklıklar, yıkıcı taşkınlar, bozulan ekosistemler ve birbirini tetikleyen çok boyutlu riskler; gıda güvenliği ve enerji sistemlerinden halk sağlığına ve ekonomik istikrara kadar tüm sektörleri derinden etkilemektedir. Bu durum, tüm COP31 süreci boyunca suyun yalnızca sektörel bir mesele olarak değil, iklim uyumunun merkezinde yer alan stratejik bir öncelik olarak ele alınmasını elzem kılmaktadır. Mevcut uyum çabaları yetersiz kalmaktadır. Finansman açığı büyümekte, uygulama kapasitesi sınırlı kalmakta ve politika çerçeveleri ile sahadaki gerçeklikler arasında belirgin uyumsuzluklar devam etmektedir. COP31, bu tabloyu değiştirebilecek kapasiteye sahip bir dönüm noktası işlevi görmelidir. Artık taahhütlerden uygulamaya, söylemden eyleme geçme vakti gelmiştir.
Bu çerçevede, Türkiye’nin COP31 vizyonu stratejik bir yaklaşım sunmaktadır. Bu yaklaşım, iklim eylemini yalnızca müzakere süreçlerine hapsetmemekte; aksine uygulamayı, yatırımı ve somut sonuçları merkezine almaktadır. Enerji, doğa, tarım, şehirler ve sosyal kalkınmayı kapsayan bu bütüncül perspektif, uyumun çok sektörlü doğasını güçlü bir biçimde yansıtmaktadır.
“Su, eylem gündeminin yalnızca bir başlığı değil, tüm öncelikleri birbirine bağlayan stratejik omurgadır”
Sıfır Atık yaklaşımı, atık su yönetimi ve yeniden kullanıma dayanır. Gıda Güvenliği, doğrudan suyla bağlantılıdır. Zira tarım küresel tatlı su kullanımının yaklaşık p’ini oluşturmaktadır. İklime dirençli şehirler, etkin kentsel su yönetimini gerektirir. Uygulama mekanizması ise su temelli uyum yatırımlarını içermek zorundadır. Benzer şekilde; gençlik ve eğitim, su okuryazarlığını gelecek nesillere taşır. Yeşil sanayileşme, endüstriyel su verimliliğine bağlıdır. Temiz enerji dönüşümü, enerji–su ilişkisine dayanır. Rio Sinerjisi ise su, arazi ve biyolojik çeşitliliği birlikte ele alır. Bu nedenle su, eylem gündeminin yalnızca bir başlığı değil; tüm öncelikleri birbirine bağlayan stratejik omurgadır. “Önce Su” yaklaşımı, uyumu küresel dayanıklılığın merkezine yerleştirmektedir.
“COP31 tarihi bir fırsat”
COP31’in önümüze tarihi bir fırsat sunduğunun altını çizmek isterim. Başarı, yalnızca verilen taahhütlerle değil, sunulan çözümlerle ölçülmelidir. Daha dirençli toplumlar, daha güçlü sistemler ve daha güvenli bir gelecek için birlikte hareket etmeliyiz. Bugün ortaya koyduğumuz vizyon; suyun merkeze alındığı, uyumun güçlendirildiği ve bilimsel kanıtların karar alma süreçlerine rehberlik ettiği yeni bir küresel iklim yönetişimi anlayışına işaret etmektedir. COP31’in salt sıradan bir konferans olarak değil, somut çıktılar sunan, güven inşa eden ve küresel dirençliliği güçlendiren tarihi bir dönüm noktası olarak hatırlanması en içten temennimdir.
Her üç yılda bir düzenlenen Dünya Su Forumu öncesinde düzenlenen Uluslararası İstanbul Su Forumundan elde edilen çıktılar, Aralık'ta yapılacak bu yılın sonunda düzenlenecek BM Su Konferansı, 2027'de gerçekleştirilecek 11. Dünya Su Forumu ve 2027'de yine İstanbul'da düzenlenecek IWRA 20. Dünya Su Kongresi'ne katkı vermiş olacak.